13 Temmuz 2012

İyi Bir Futbolcudan Ötesi


Hamit "joker" diye niteleyebileceğimiz meziyetlere sahip bir oyuncu. Zira tercihen hem sağ bekte hem de Galatasaray'da transferi elzem olan orta sahanın sağında kullanılabilir. Birden fazla mevkide oyanayabiliyor oluşu; olası sakatlık, ceza durumlarında farklı görevlerde değerlendirilebileceğinden Fatih Terim'in elini güçlendirdi diyebiliriz. Ayrıca ayağının düzgün oluşu ve uzaktan attığı etkili şutlarla her an skoru değiştirebilecek bir oyuncu. Buna en basitinden 2010'da yılın golü seçilen Kazakistan maçındaki füzesini örnek gösterebiliriz. Oyunculuk özellikleri bakımından sadece kariyerine bakıldığında kapasitesi ve kalitesi anlaşılabilir.

Lakin onu farklı kılan özellikleri çok başka. Milli takımdan da hatırlanacağı üzere Hamit doksan dakika durmak bilmeden mücadele eden, herşeyini ortaya koyan, hırslı, hem yaşı hem karakteri itibariyle takıma abilik, liderlik edebilecek vasıfta bir oyuncu. Fenerbahçe'den maddi anlamda daha tatmin edici bir teklif almasına karşın Galatasaray'ı tercih etmesi bile herşeyi özetidir. Bu açıdan Galatasaray, Hamit transferiyle iyi bir futbolcudan çok daha fazlasını kazandı. Bu çok net.

12 Mayıs 2012

Din, Dil, Irk Tanımaz Bu Sevgi

Galatasaray Dergisi'nin son iki ayki sayılarında ilgi çekici iki yazı vardı. Bu yazılarla bir kez daha anladım ki bu sevginin dinle, dille, milliyetle hiçbir ilgisi yok. İlk yazıda "Galatasaray Bosna i Hercegovina"dan bahsediliyor. İsminden de anlaşılacağı üzere Bosna Hersek'teki Galatasaray tutkunlarının ortaya çıkardığı bir oluşum bu. Dünyanın birçok yerinde gurbetçi Galatasaray'lıların oluşturduğu oluşumlar mevcut, lakin enteresan olan resmiyette dernek olarak görünen bu oluşumun 150'yi aşkın üyesinin tamamının Boşnak olması. Ayrıca üyelerin bir kısmı 2010'da oynanan OFK Belgrad-Galatasaray maçında bir araya gelmiş. Facebook'ta sürekli güncellenen, maçlarla ilgili yorumlar, tartışmalar yapılan bir sayfaları var.



Aslına bakarsanız söz konusu olan Bosna gibi Türkiye'ye sempati duyulan bir ülke olduğunda bu durum çok da fazla şaşırtıcı değil. Fakat işin asıl enteresan kısmı bu ayki yazıda, daha doğrusu bir röportajda. Röportajın baş kahramanı Jorge Martinetti Montanari. Jorge, Quilmes Üniversitesi'nde Nano Teknolojiyle ilgili bilimsel çalışmalar yapıyor, 2000'deki UEFA zaferiyle birlikte kaptırmış gönlünü Galatasaray'a. Uzaktan uzağa bir sempati değil onunkisi. Öyle ki, üniversitesi onu konferansa göndereceğinde Fransa ve Amerika gibi prestijli ülkeleri reddedip Galatasaray'ın maçını izleyebilmek için Türkiye'yi tercih etmiş. Güney Amerika'daki Galatasaray sevgisi yalnızca Jorge ile sınırlı değil, Vamos Cimbom ve Galatasaray Sudamericana oluşumları altında buluşmuş birçok Galatasaray'lı daha var  binlerce kilpmetre uzakta. Ayrıca yine bu oluşumların da ortak bir Facebook sayfaları ve blogları mevcut. Benim bir Galatasaray'lı olarak her ikiyi yazıyı okurken de tüylerim diken diken oldu. Derginin bu ayki sayısında Jorge ile yapılan röportajın tamamına ulaşabilirsiniz.

29 Nisan 2012

Endüstri İcat Oldu Mertlik Bozuldu

FourFourTwo dergisini takip edenler bilir, her ay okur mektupları bölümünde bir konu belirlenir ve o konu hakkında okurlardan yazı alınır, içlerinden bazıları yayınlanır. Yukarıda kapağını gördüğünüz Nisan sayısı için belirlenen konu endüstriyel futboldu. Ben de konuyla ilgili elimden geldiğince birkaç kelam edip, yollamıştım. Dergi ekibi de sağolsun yayınlamış.

"Kapitalizmin hemen herşeye sirayet ettiği çağımızda, futbol gibi çok büyük kitlelerin ilgi odağı olan bir sporun etkilenmemesi elbetteki mümkün değildi. Haliyle son yıllarda literatüre “futbol endüstrisi” dediğimiz bir kavram girdi. Önceleri ciddi bir paranın dönmediği futbol, kısa sürede dünyanın en büyük ekonomi alanlarından biri haline geldi. Esasen futbol artık sadece halkın oyunu olmaktan çıktı, futbol artık aynı zamanda kimi kâr yapma, kimi egosunu tatmin etme amacındaki zengin iş adamlarınında “oyunu” haline geldi. Futbolculara ödenen astronomik rakamlar, başarının birinci öncelik haline gelmesi; parayı futbolda daha büyük bir gereksinim haline getirdi. Buda maalesef kulüplerin ticarethane mantığıyla yönetilip, taraftarada müşteri gözüyle bakılmasına yol açtı. Kaçınılmaz olarak futbolun gerçek sahipleri olan taraftarın ruhunu belli ölçüde öldürdü. Ayrıca zengin kulüp sahiplerinin “parasıyla değil mi” minvalindeki kafa yapısı, futbolda haksız rekabet ortamı oluşmasına yol açtı. Dilerim yakın gelecekte hayata geçirilecek olan Finansal Fair-Play sistemi bu çılgınlığa dur der ve futbola bir nebze olsun eski ruhunu kazandırır."

31 Mart 2012

O Zaman Neden Futbol Oynuyorlar?

"Baskı kuruyorsun, topa sahip olmak istiyorsun, hücum etmek istiyorsun. Bazı takımlar paslaşmıyor veya paslaşamıyor. Ne için oynuyorsunuz ki o zaman? Amacınız ne? Bu futbol değil. Kombine et, topu gezdir. Futbol bu, en azından benim için." Xavi Hernandez

(The Guardian'a verdiği röportajdan. / Çeviri: Çizgiden Çıkaran)

19 Mart 2012

Kaybedilen 2 Puan

Berabere biten maçlar iki şekilde değerlendirilebilir, ya bir puan kazanmışsındır ya da iki puan kaybetmişsindir. Oynanan oyuna baktığımızda Galatasaray için elbette ki ikinci seçenek geçerli. Sadece son dakikada direkten dönen pozisyondan ötürü değil tabi ki, maçın genelinde oyuna ağırlığını koyan, rakibi yarı sahasına gömen, pozisyonlar bulan taraftı Galatasaray.

Oysa ki maç hiç öyle başlamamıştı, ilk dakikalarda dengeli devam eden bir futbol varken, ilk gol girişimi de Melo'nun on sekiz yayı civarından çektiği şutla Galatasaray'dan gelmişti. Ancak birkaç dakika sonra Fenerbahçe kimsenin beklemediği bir anda buldu golü. Herkes çıktı zannederken çizgiden topu çeviren Ziegler'in ortasına Sow'un yaptığı olağanüstü vuruş ile öne geçti Fenerbahçe. Ne Galatasaray savunmasının ne Muslera'nın yapacağı hiçbir şey yoktu bu golde.  Golden sonra Fenerbahçe baskıya devam etse de "bu da nasıl kaçar" dedirtecek tarzda net bir pozisyon üretemedi. Ancak futbolun cilvesi, Alex'in şut imkanı bulduğu ilk anda usta işi bir vuruşla ikinci golü buldu Fenerbahçe. Skora bakılarak yorum yapıldığında, bu dakikadan sonra Galatasaray'ın oyundan biraz daha düşmesi, Fenerbahçe'nin baskıya arttırak bir gol daha bulup maçı koparması hatta tarihi farka gitmesi beklenebilirdi. Ancak skor 2-0 olsa da o dakikaya kadar sergilenen futbolla bunun mümkün olmayacağı aşikardı. Zira Fenerbahçe'nin baskısı tamamıyla atmosferin etkisiyleydi, gollerde organizasyondan ziyade bireysel yetenek ön plandaydı.

20'lerden itibaren ilk şoku atlatan Galatasaray oyunu önce dengeledi, sonra rakip yarı sahaya yıktı. Bu dakikalarda Fenerbahçe kapansa da Galatasaray'ı durduramadı. Çünkü Fenerbahçe, yarı sahasının her noktasında basan, pres yapan, rakibe pas imkanı tanımayan bir oyundan ziyade kendi ceza sahası önüne çizgi halinde dizildi. Bu da Galatasaray'a daha da rahat organize olma imkanı sağladı. Nitekim sezon boyunca alışık olduğumuz şekilde göbekten derinlemesine gelişen bir organizasyonla Galatasaray golü bulup, oyundan sonra maça da ortak oldu.

İkinci yarı değişen bir şey olmadı

Özellikle ilk yarının son 10 dakikasında facia bir futbol oynayan(!) Fenerbahçe'nin ikinci devrede biraz olsun toparlanması bekleniyordu. Lakin Alex'in maçtan sonra ifade ettiği gibi bir duygusal üstünlük vardı, bir de taktiksel. Başlarda atmosferin ittiği Fenerbahçe bu gazla bir yere kadar gelebildi, o noktadan sonra sazı eline alan Galatasaray, maçın sonuna kadar oyunu domine eden taraf oldu. Fakat hemen herşeyi ideal olan Galatasaray'ın sıkıntısı kanatlardı. Daha doğrusu hücum kanatları, zira göbekteki tandemleri gayet iyi işleyen, kenar beklerinden de hücuma gerekli desteği alan Galatasaray'da orta dörtlünün iki kanadında da bütünlüğü sağlayabilecek oyuncular olmayınca gol bulmak zorlaştı. Nitekim, büyük bölümünü adeta tek kale oynadığı maçta Galatasaray, daha önce pozisyonlar yakalasa da beraberliği getiren golü ancak 83'de bulabildi. İki golde de pozisyonu hazırlayan kişi olan Selçuk İnan'a da ayrı bir parantez açmak gerek burada. Bana göre Selçuk, Türk futbolu üstü bir futbolcudur. İdeal bir orta sahadan beklenen pres, isabetli pas, ceza sahasına orta, şut gibi özelilliklerin hepsine fazlasıyla sahip olan Selçuk bu maçta da her zamanki gibi Galatasaray'ın en göze çarpan oyuncusuydu.

Maç boyu yarı sahasına gömülen Fenerbahçe'de, kapılan toplar da ileride yalnız kalan Sow ve Alex'e ulaştırılamayınca Kadıköy'de taraftar maçın büyük bölümünü diken üstünde ıslıkla geçirdi. Son dakikada yine bir Selçuk İnan organizasyonunda Baros kale dibinde üst direği nişanlayınca, Kadıköy serisinin bitişi yine başka bahara kaldı. Fakat o bahar çok da uzak değil, play-off'ta Fenerbahçe bu futbol ile devam ederse Galatasaray'ın yarım kalan hesabı kapatması işten bile değil.

Galatasaray şampi-yon

Türk basının şampiyonluğa çok yaklaşaan takımlar için kullandığı bir "şampi" tabiri vardı ya hani. Büyük resme bakacak olursak, Galatasaray daha önce araladığı şampiyonluk kapısını bu maçta ardına kadar açtı bana göre. O yüzden artık Galatasaray şampi değil şampiyon diyebiliriz. Elbete ikiyi bölünen puanlar, yarışı tekrar kızıştırabilir ancak Galatasaray'ın şampiyonluktaki tek gerçek rakibi Fenerbahçe'nin bu futbolla play-off'ta Galatasaray'ı sürklase etmesi ancak bir mucizeyle mümkün olur. Üstelik Fenerbahçe'nin hala içeride oynayacağı bir Bursa, Avni Aker'de oynayacağı bir Trabzon maçı olduğunu da hatırlatmak gerek.

3 Eylül 2011

Korku filmi tadında milli heyecan

Ne sebeptendir bilmiyorum, maçın genelinde sahada çok isteksiz bir milli takım vardı. Tamam rakip kapalı oynuyor, sahasına gömülüp boş alan bırakmıyor da milli takımımız da maçın genelinde rakibi açmak, gol bulmak için aşırı çaba sarf etmedi. Buna ligin geç başlamasından ötürü sahadaki futbolcuların birçoğunun maç eksiği, sakatlıktan ötürü kadro da olmayan futbolcular da eklenince maç boyu ölüp ölüp dirildik. 

İlk bölümlerde forvetleri dahil yarı sahasına gömülen Kazakistan’a karşı kanatlardan, özellikle de Arda kanalıyla yüklenmeye çalıştı milli takım. Fakat Arda topu her ayağına aldığında minimum 2-3 kişiyle marke edilince bireysel yetenekleriyle takıma katkı sağlaması pek mümkün olmadı. O da daha çok derine inip orta açmaya çalıştı, birkaç kez de bu yolla rakip ceza sahasında tehlikeye yol açtık. Bunun yanı sıra arkaya atılan uzun toplara Burak’ın yaptığı koşular da pozisyona girmek adına denenen bir başka yoldu. Nitekim gol de bu şekilde gelişti, geçen yıl Trabzonspor’dan alışık olduğumuz üzere yine bir Selçuk&Burak organizasyonu izledik, bir uzun top, Burak’ın koşusu, mücadelesi biraz da rakip kalecini hatasıyla ilk golü bulduk.

İkinci yarı ufak tefek ataklarla ilerlerken bir anlık savunma zaafiyeti bize kontratak ve gol olarak geri döndü. Bir kalecinin başına gelebilecek en kötü şeylerden birini ikinci kez yaşadı Volkan. Geçen yıl Fenerbahçe’yi şampiyonluktan eden Burak’ın  sağ çaprazdan yaptığı orta-şut karışımı vuruştan yediği golün aynısını bu kez Kazak Konysbaev’in ayağından kalesinde gördü Volkan. Ve ecel terleri işte bu dakikadan sonra dökülmeye başlandı.

Maç boyunca zaten fazla yüklenmeyen Milli takıma karşı bir de rakibin golden aldığı gaz eklenince pozisyona girmek iyice zorlaştı. Güç bela kazanılan penaltı da direkte patlayınca umutlar giderek azalmaya başladı. Geriye kalan kısım milli takımın doldur-boşalt şeklindeki cılız ataklarıyla geçti. Şükür ki, son dakikada kazanılan frikikte Arda’nın golüyle kâbus son buldu ve bu 90 dakikalık korku filmi bir şekilde kayıpsız geçildi.

Maçla ilgili söylemeden geçemeyeceğim bir nokta var. Hiddink’in yaptığı değişiklere ciddi şekilde anlam veremiyorum. Yahu 50. Dakikada Mehmet Ekici’yi alıp Selçuk Şahin’i koymanın mantığı nedir biri açıklayabilir mi bana? Ya da golü yedikten hemen sonra girmesi gereken kulübedeki tek gol silahı Umut neden 82’de giriyor oyuna? Zaten berbat geçen maçta, kötü futbolu daha da körükledi bu iki hamledeki yanlışlıklar ve zamanlama hataları. 

Ufak bir genel değerlendirme yapmak gerekirse, başta da ifade ettiğim gibi, sahadaki futbolcuların birçoğu henüz resmi maç yapmadı, yanı sıra Nuri, Hamit, Gökhan Gönül gibi önemli eksiklerimiz var. İlerleyen dönemlerde bu futbolcuların takıma katılmaları ve diğer oyuncuların da tam anlamıyla hazır hâle gelmesiyle milli takımda olumlu anlamda değişiklikler illa ki olacaktır.